Fazıl Say’ın 2023 hedefi

Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say, ülkenin dertleriyle yakından ilgileniyor. Rahatsızlık duyduğu her konuyu sosyal medya hesabından dile getiren Fazıl Say, doğanın korunması için önce Kaz Dağları’nda sonra Tunceli Ovacık’ta konser verdi.

Fazıl Say Cumhuriyet’ten Öznur Oğraş Çolak’a verdiği röportajda müziği, yeni projeleri ve hayalleri hakkında açıklamalarda bulundu.

İşte o röportajdan satırbaşları:

Bir müzisyen için en büyük mutluluk, birbirinden farklı birçok insanı tek bir amaç için, müzik için bir araya getirmektir herhalde diye düşünüyorum, üstelik bu buluşma bir konser salonunda değildi. Siz o kadar çok yüreğin bir araya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz, ne hissettirdi size o gün?


“2023 YILINDA AĞRI DAĞI VE NEMRUT DAĞI’NDA KONSER VERECEĞİM”

Munzur, Ovacık konseri, bunlar özelikle doğayı koruma, doğaya sahip çıkma konserleridir. Kaz Dağları’nda da amacımız buydu ve oldukça önemli bir şey başardığımızı düşünüyorum. Ovacık’taki asıl amaç da buydu… Ben bu 20 – 30 bin kişilik kitlesel konserlerin bana sadece bir sanatçı olarak değil, insan olarak da çok şey öğreteceğini düşünüyorum, dolayısıyla her yıl, ülkemizi seviyoruz ve doğasını korumak istiyoruz, insanlarla ilgili de farkındalıklar yaratmak istiyoruz. Mesela bir Ağrı Dağı’na bir Nemrut Dağı’na, konserler için gitmeyi planlıyorum 2023 yılında.

“TUNCELİLİLER AYDIN İNSANLAR”

Tuncelililer özel, aydın insanlar. Benim yurtdışında tanıştığım Tunceli ve Dersimli de diyebiliriz, konserlere gelen insanlardır. Tuncelili, ülkenin en çok kitap okuyan şehirlerinden biri… Harika doğası olan inanılmaz güzel o Munzur Nehri’nin aktığı vadiler, uçurumlar dolayısıyla ben onların o bölgeyi sevmelerini çok iyi anlıyorum.

“ANADOLU’DA KONSERLER VERMELİ…”

90’larda verdiğim röportajlara bakarsanız aslında, “Bir kamyona piyanoyu koyup Anadolu’nun köylerinde, kasabalarında konserler vermeli” gibi açıklamalarım var. Bunlar biraz babamdan öğrendiğim şeylerdir benim, babam gerçek bir Türk aydını ve Aydınlanmacısıdır ve oğlunu da bu şekilde yetiştirmiştir. Bunlar birbirlerine bağlı unsurlardır diye düşünüyorum. Bu hayallerim benim ama bu dediklerim gerçekleşiyor, sözümü de tutuyorum; her yıl da tutmaya devam edeceğim.

“BABAMIN KİTAPLARI”

Babanız müzik yazarı Ahmet Say’ın çok değerli kitaplarından biri olan “Müzik Sözlüğü” basıldı. Sözlüğün hazırlanma aşaması ve içeriğinden, sizin için bu baskının ne ifade ettiğinden bahseder misiniz?

Babamın kitaplarının müzikolog Ersin Antep’in katkılarıyla yeni baskıları geliyor ve bunlara çok sevindiğimi söylemeliyim. Babam kitaplarının bir kısmını 2006 yılında biraz revizyondan geçirmişti. Yıl 2022 eklemeler yapılacaktır. “Müzik Ansiklopedisi” olsun, diğer tüm müzik kitapları olsun en iyi şekilde yeniden öğrencilerin, tüm müzikseverlerin, müzik öğrencilerinin hizmetine sunulacaktır…

“UZUN VE YALNIZ GİDİLEN BİR YOL”

Müziğinizle ülkemizi temsil ediyorsunuz ve dünyanın birçok yerinde konser veriyorsunuz. Uzun yolculuklar yapıyorsunuz, farklı ülkelerde her dilden, inançtan, gelenekten gelen insanların ve müzikseverlerin hayatına dokunuyorsunuz. Her verdiğiniz konser, sağladığı karşılaşmalarla size yeni tecrübeler ve bilgiler edindiriyor, belki yeni duygular ekliyor. Peki tüm bunlar yeni bestelere de ilham oluyor mu?

Bir piyanist olarak artık hemen hemen her konserimde besteci olarak da varım, kendi bestelerimi de yeni yazdıklarımı da ve klasik müzik dağarcığımdan eserler de çalıyorum. Aslında 1990’lardan beri benim istediğim piyanist – besteci olarak konserlerimi şekillendirmekti. Bunu bütün dünyaya kabul ettirmiş durumdayız ve çok büyük bir talep artışı olduğunu düşünüyorum. Konser sayısı ve konserlerin doluluklarında, dünyanın her yerinde tabii bu beni çok mutlu ediyor. Azimli bir şekilde çalışmaya devam etmek gerekli. Uzun bir yoldur, yalnız gidilen bir yoldur. Her akşam filanca orkestranın önünde, filanca dünyanın meşhur salonunda veya Türkiye’de ya da Ovacık’ta konserlerimiz oluyor bu yorucu diyorsunuz, bu hayat… Ben kendimin eleştirmeniyim, kendimin dinleyicisiyim, konserlerde benim için nerede değil, nasıl çaldığım önemlidir. Bu bakımdan her zaman için ilham kaynağım müziğim ve hayatın akışı oldu.

“BÜTÜN SORUNLAR EĞİTİMDE BAŞLIYOR”

Ülkemizdeki müzisyenlerin en büyük derdi, sorunu sizce nedir?

Türkiye’de o kadar çok dalda müzisyenimiz var ki, klasikte, halk müziğinde, pop müzikte, rock müzikte ve hepsinin ayrı dertleri olacaktır. Ama şunu söyleyebilirim. Batı müziği tabii ki temel öğelerin de müziği olduğu için en çok öğrenilmesi gereken, eğitiminin en iyi olması gereken daldır. Batı müziğinin kurallarını, armonisini, enstrümantasyonunu iyi öğrenmek… Enstrüman çalmayı öğrenmiş biri, diğer dallarda rahatlıkla müzik yapıyor. Caz da, rock da yapar. İyi bir klasik müzikçi, iyi bir eğitim almak zorundadır. Bütün sorunların eğitimde başladığını düşünüyorum. Eğitimdeki sorunların da eğitim ideolojisinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ben şanslı bir neslin insanıyım. 1980’ler, Ankara Devlet Konservatuvarı, benim hocalarım; gerçekten üstün yetenekli hocalarmış. Mithat Fenmen, Kamuran Gündemir gibi hocalar vardı. İnanır mısınız haftada yedi saat piyano dersi alıyordum. Her gün iki saat, haftada 10 saat kompozisyon, teori dersi alıyorduk.

Herkesin elinden tutması gereken müzikte eğitim sorunsalımız var. Çok iyi hocalara ihtiyacımız var. Evet tabii genç yeteneklere de ihtiyacımız var ama onları da yetiştiren hocalara ihtiyacımız var.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK DERDİ EĞİTİM İDEOLOJİSİ…

Peki ya Türkiye’nin en büyük derdi, sorunu nedir sizce?

Türkiye’nin derdi bahsettiğim eğitim ideolojisi, müzikte… Neden bahsediyorsak aslında, hayatta da o. Ben Türkiye’nin genel durumuna yani ekonomi politikalarına, dış siyasetine, kültür siyasetine yansıdığını düşünüyorum. İnsan doğanın sosyal bir öğesi, bir varlığıdır doğa ile birlikte olan. İşte bizim ideolojimizdeki gerçekliklerle bunun eğitime yansıması, bunun küçüklükten itibaren olmasıyla olabilir.

“Klasik müzik halka hitap etmiyor” dediler yıllarca… İşte görüyoruz; Ovacık’ta 30 bin kişi geliyor konsere, hani hitap etmiyordu? Hitap ediyor; (dinleyicilere) nasıl götüreceğimizi bilirsek, nasıl bir komünikasyon, nasıl bir diyalog kuracağımızı, nerede buluşacağımızı anlarsak, onlar da bizi anlar. Biz onlara dokunmak istersek onlar da bize dokunmak ister. Bu hayatın tüm diğer dallarına da yansıyan şeylerin başındadır. Benim çok üzüldüğüm konu tabii büyük bir beyin göçü oluyor Türkiye’den ve özellikle doktorlardan, büyük bir beyin göçü… Türkiye’nin çok aleyhine… Bizim bu zeki, yetenekli, çalışkan ve iyi eğitimli insanlara çok ihtiyacımızın olduğu bir dönemdeyiz.

BEN BİR MÜZİK ANLATICISIYIM

Opus sıra numarasının 100’ü aştığı bir büyük emek; Fazıl Say müziği… Fikret Otyam, Ahmet Say, Yaşar Kemal, Yıldız Kenter, Türkan Saylan, Nejat Eczacıbaşı, Şarık Tara, Tarık Akan; birbirinden değerli çalışmalara imza atmış ve çok önemli, öncü isimler… Onların aydınlığı, bizler için tükenmeyecek bir yol göstericilik… Seçtiğiniz bu isimlerin size, müziğinize yansıyan yönlerini, sizdeki önemini paylaşır mısınız?
“Portreler” özgün bir proje olarak gelişti. Geçtiğimiz sonbaharda kafamda oluşmaya başladı. Ben bir müzik anlatıcısıyım. Sonuçta yorumcu olarak da anlatıcıyım, besteci olarak da… Aslında bütün eserlerimde hikâyelerdir bütün olay. “İstanbul Senfonisi”nden tutun, “Mezopotamya”, “Truva”ya kadar, “4 Şehir Sonatı”, “Kaz Dağları Sonatı”, “Şahmeran”, “Anka Kuşu”, “Nazım”, “Aşık Veysel”, “Hayyam”, “Hezarfen” gibi ve hatta Atatürk‘ü anlattığım “Yürüyen Köşk” ve “Şükran Türküsü” gibi bestelediğim 30-40 şairin şiirleri gibi… Hepsinde müzik, bir hikâye anlatmaya başlar…

SAY VAKFI KURULACAK

Babanız Ahmet Say’ın kitapları başta olmak üzere, kendi eserlerinize de sahip çıkmak üzere; kısa bir süre önce Say Vakfı’nı kuracağınızı söylediniz. Hangi aşamadasınız ve bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Aslında yıllardır bize sorulan, bana teklif edilen, düşünülen çok insanın olmasını istediği bir şeydir bu vakıf… Babamın vefatından sonra tabii ki ben de bunu ciddi olarak düşünmeye başladım; bir “Say Vakfı”… Bütün Say ailesinin toplam eserlerini derleyen, toplayan, koruyan, muhafaza eden, Türkiye ve dünyaya tanıtan… Babamın müzik üzerine yazdığı yayınları yanında edebiyat eserleri, benim edebiyata yönelik tüm kayıt ve bestelerimle yazmış olduğum kitaplarımla büyük bir külliyat çıkıyor ortaya tabii ki..
Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir